Twitter Türkiye’ye vergi ödemeli mi?

Twitter vergi ödemeli mi?

twitter-vpn

 

Başbakan grup toplantısında :”Twitter vergi ödemeli.” dedi.
Bana göre 40 yılın başı doğru bir şey söyledi.
Çünkü Twitter dediğimiz oluşum #hastag’lerden ciddi paralar kazanıyor.
Ve aslında tüm kullanıcılar buna hizmet ediyor.
Peki Twitter buradan doğan kazançtan ötürü herhangi bir bedel ödüyor mu? Tabi ki hayır..
Fakat Twitter Fransa’ya düzenli olarak vergi ödüyor. Neden?
Çünkü Fransa Twitter’a bilgi birliği ve vergi noktasında ciddi baskılar uyguladı. Twitter ise bir heyet oluşturup görüşmeler yaptı ve işin sonunda vergiye bağlandı.
Türkiye’de Twitter kapatıldığında ise Twitter yöneticileri Youtube avukatlarından yardım istemekle yetindi. Çünkü buradaki yaptırımları küçümsüyorlar ve ciddi bir profilde görmüyorlar.

Olaylara ifade özgürlüğü açısından bakıldığında kesinlikle bu özgürlüğün kısıtlanması onaylanamaz fakat bir de Twitter’ın Türkiye’yi muhatap alma şekline bakıldığında, dünyada Twitter’ı en çok kullanan ikinci ülke olduğumuzu da hesaba katarsak, çok yüzeysel kalıyor ve yeteri kadar ciddiye alınmıyor.

Zeki Blogs

Gündem, Siyaset, İnternet içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , | Yorum yapın

Sandık Bekçisinin Anıları

Sandık

(Özellikle bir blogger olarak, seçimde görev almış arkadaşların yazılarını okudukça, neden sadece gidip oy kullanarak görevimi tamamladığımı düşündüm diye kendime sormadan edemiyorum. “Mutlaka bir yapan vardır. Öncesinde organize edilmiştir.” tarzı düşüncelere kapılarak bu noktadaki yetersizliğe algısal bir yanılgıyla destek verememiş olmak üzücü. Yine oy ve ötesinde görev almış bir arkadaşımızın paylaşımı ve kesinlikle okumalısınız..)

**

BİR SANDIK BEKÇİSİNİN ANILARI

Bir Ankaralı olduğumdan ve de genç-kızlığımdan beri Melih Gökçek’le yaşamak zorunda bırakıldığımdan dolayı tabii ki sandık gözetmeni organize eden bir sivil inisiyatifin, Ankara’nın Oyları’nın gönüllüsüydüm. Çalıştığımız ekip başta Murat Şahinoğlu ve Ayberk Yağız olmak üzere, demokrasiye gönül vermiş pek çok birey ve STK desteği ile kurulmuştu. Tamamen gönüllülerin kendi çabası ile çoğu sosyal-medya üzerinden yaklaşık 3500 kadar gönüllüye ulaşılmış, İstanbul’daki kardeş kuruluşu olan ” Oy ve Ötesi’nin” gönderdiği oryantasyon videoları ile gönüllülere “eğitim” verilmiş, çeşitli partilerden alınan “müşahitlik” kartları herkese dağıtılmıştı.

Son birkaç günde “kemik grup” diye bir ekip daha kuruldu. Kemiktekiler “mobil” görevliler olarak araba ile dolaşıp kendi bölgelerindeki çok sayıda okuldan sorumlu olacak, bir sorun yaşanıp yaşanmadığını tespit edip merkezde çalışanlara bildirecek, gerekirse sorunları kendileri çözecekti. Toplam 50 kadar araç bulabildik. Her arabada üç-dört kişi vardı. Bizim ekibimiz üç kişiydi. Tamer İşçen, Evren Duygu ve ben.. Seçimden bir gece önce Ankara’nın Oyları’nın ofisinde kemik ekip son bir kez toplandık. Altındağ’da görev yapacak olan dört araba okulları aramızda paylaştık. Bize çoğunlukla “Karapürçek’teki” okullar düştü. Bu arada kemik ekip kendisine bir “WhatsApp” grubu açtı, sanırım ne biz ne de Ankara’nın Oyları kurucuları o sıralarda ne kadar önemli bir görev yapmaya hazırlandığımızın farkında değildik.

**

KARANLIKTA YOLUMUZU BULMAK

Ertesi sabah saat sekizde kendi okullarımızda oy verdikten sonra buluştuk. Dokuz gibi göreve başlamıştık. Bir “mobil ekip” için en önemli şeyin “navigasyon aleti” olduğunu anlamamız uzun sürmedi. Hayatımızda ilk defa geldiğimiz bu bölgede başka türlü okulları bulmak mümkün değildi çünkü.

İlk gittiğimiz okulda tamamen acemiydik. Ne yapacağımızı bilemiyorduk sadece sınıflara girip “oy verme işleminin “ sağlıklı bir şekilde yürüyüp yürümediğini kontrol ettik. Kısa bir süre sonra “doğal bir şekilde” aslen ne işe yarayacağımızı anlamıştık. Bölgemizdeki pek çok okulda sandık başlarında, CHP’den değil “müşahit”, “sandık görevlisi” dahi yoktu.

Elimizde bize Ankara’nın oyları tarafından verilen ve fotokopi çekerek çoğalttığımız sandıkların okullara göre dağılımının olduğu listeler vardı. Kendi okullarımızda üçe bölünüp, tek tek her sınıfa girerek CHP veya MHP görevlisi olup olmadığını sormaya başladık. Her okuldaki görevli eksiği olan sandıkları tek tek not edip tespit ettikten sonra CHP’yi arayıp eksikleri bildirdik fakat bize geri dönüş olmadı.

İş başa düştü diyerek kimi sınıflarda hem CHP’li hem MHP’li arkadaşlar olduğundan bir tanesinin boş sınıfı kontrol etmesini rica ettik. Yine de de yetmeyecekti oylar sayılmaya başladığında çok fazla sandık boş kalacaktı. Can havliyle etrafa telefon ettik ve ikisi MHP’li olan dört arkadaşımız daha yardımımıza yetişti. O aşamada kendimize oturacak bir yer bulup okulları paylaştık. Ben Tamer’le çok sorunlu ve 50’den fazla sandığın olduğu bir okulu seçtim. Görev yerlerimize dağıldık. Bu arada What’s app grubumuzdan hiç durmadan bilgi akışı oluyor. Daha sorunsuz görev yerlerinde olanlar hızla boş okullara kaydırılıyordu.

**

SANDIKLAR AÇILIRKEN

Saat beşe doğru, müşahit olacağım sandığın bulunduğu sınıfın önünde bir banka çökmüş oturuyordum. Daha önce anlatsalar “şehir efsanesi” diyeceğim bir olayı bizzat yaşadım. Oy sayımına geçilmeden önce neredeyse bomboş olan okula birden bire ellerinde kalem ve kağıtlarla onlarca genç insan doldu. Tabii ki hepsi AKP müşahidiydi. Son derece deneyimli olduklarından o saate kadar evlerinde beklemiş ve tam gerektiği zamanda dinç ve dinlenmiş bir şekilde sandıklarının başına gelmişlerdi. Sırf benim bulunduğum sınıfta tam dört tane müşahit vardı yerlerinden bir saniye bile kalkmadılar.

Oy sayımında büyük sıkıntılar yaşadım. Sanırım kadın olduğum için yaptığım itirazlar çok zor kabul edildi. İçerisinden muhtarlık kağıdı çıkan oy pusulalarını gözümün içine baka baka geçerli yazmaya çalıştılar. Zaten başa çıkamadım ve arkadaşım Tamer benim sandığıma geçti. Çok sayıda geçersiz oy yakaladık. Islak imzalı tutanakları vermemek için de ciddi bir çaba gösterdiler.

En sonunda arabanın içerisinde oyları taşıyacak minibüsü takip etmek için beklemeye başladık AA çok tuhaf rakamlar geçiyordu, biz ise kendi arkadaşlarımızın havuza yolladığı tutanak resimlerinde bambaşka rakamlar görüyorduk. Herkes birbirini arayarak “sakın sandığınızı bırakmayın” diye bağırıyordu. Yorgunluk, açlık ve çaresizlikten ağlamaya başladım…

**

GÜNÜN UNUTULMAZLARI

O gün asla unutmayacağımız şeyler yaşadık. Sınıflara girip CHP görevlisi var mı burada, bir ihtiyacı var mı diye sormaya geldik dediğimde, o görevlilerin bize bakışlarını asla unutmayacağım mesela…Minicik bir “nasılsınız?” bile korkunç bir moral oluyordu.

Sandık görevlisi bir abi bizi görünce resmen ağlamaya başladı. “Sabahtan beri açım, o sorun değil, sigara içmem lazım delireceğim” dedi. Evren yerine oturdu, gitti çay ve sigara içti.

Bilgi akışından ücra bir okulda genç bir kızın sıkıntı yaşadığı, okuldan atılmak istendiği haberi geldi mesela, en yakında biz vardık, gecekondu mahallesindeki okula gittiğimizde insanı korkutacak derecede tehlikeli gözüken bir kalabalığın içerisinde oturan kırmızı saçlı bir kız ile bıyıklı, şapkalı arkadaşıyla karşılaştık. Gezi’nin cesur çocuklarındandılar belli ki ve asla okulu bırakmak istemiyorlardı. Biz o riski göze alamadık, onları başka bir okula yönlendirdik.

Mamak civarında, bize ait olmayan bir bölgede tesadüfen başında görevli olmayan bir bölge bulduk. Kendi aramızda konuşup gruba bildirdikten yarım saat sonra, Yamaha motorsikleti ve deri ceketiyle dövmeli genç bir arkadaş gelip okulu teslim aldı. Bu da unutulmaz bir şeydi.

Bize yardım eden MHP’li abilerin CHP müşahitlik kartlarını görünmesin diye ters kapamaları da, Ankara Barosundan gelen gönüllü avukatların okullarda çılgınca koşturması da. Arabalar dolusu topuklu ayakkabılı, Dior gözlüklü kadının cadı gibi sandıkların başında onlarca erkekle dişe diş mücadele etmesi de unutulacak gibi değil.

KİM SUÇLU?

Senelerdir son derece organize olmuş, en önemlisinden en önemsizine kadar en ufak ayırım yapmadan herkesin işinin başında durduğu bir AKP teşkilatı ve sandık görevlileri bile ortada olmayan, tutanaklarına ulaşamayan, gönüllüsüne sahip çıkamayan bir CHP gördük.

Ümitsiz miyiz peki? Yo asla, şimdi çok daha fazla ümitliyiz. Çünkü “Beyaz Türk” artık sahaya indi. Özgürlüğü de yaşam tarzı da tehdit altında olan bizler, daha evvel yazlıktan kalkıp oy vermeye gitmezken şimdi  ciplerimizin içinde, motosiklet üzerinde oy taşıyan minibüsleri kovalıyoruz. Gençler CHP’yi adeta bir “uzay üssüne” çevirip bilgisayarlarıyla işgal ettiler. En gencinden en yaşlısına insanlar günlerce sosyal medyada “tutanak” avına çıktı. Amerika’daki kuzenimden çok önemli bir tutanak geldi mesela, Facebook’ta bulmuş.

Sandık ve oy olan okulların başında kendimiz nöbet tuttuk. Teyzelerimiz veri girişi yapan çocuklara kek-börek taşıdı. Gezi ile öğrenmiştik zaten bir araya gelirsek neler yapabileceğimizi bu seçimde de yaşayarak öğrendik. Böyle bir memlekette yaşamanın bedelini ödüyoruz, bizden başka hiç kimsemiz olmadığını görüyoruz. Bu karanlıktan kendimizi yine kendimiz çıkaracağız, Fuat Avni takip edip, tape bekleyerek olmuyor bu işler demek ki…

Ama bir araya gelerek oluyor, parti bize sahip çıkamazsa biz partiye sahip çıkacağız, gerekirse her sandığın başına on kişi koyacağız. Onlar nasıl organize olduysa biz de öyle olacağız. Başka Türkiye yok arkadaşlar, başka bir yol da yok. Ezile, ezile baş kaldırmayı öğrendik, ötekileştirerek birbirimize kenetlenmeyi öğrendik. Karanlıkta yaşayarak aydınlık günlerin değerini öğrendik. Bundan sonra bizim hiç kimseye verecek ne bir çocuğumuz ne de bir tane oyumuz yok. Çocuklarımıza da oylarımıza da sahip çıkmayı öğrendik. Bundan sonrası demokrasi nöbetidir. Herkes görev başına…

**

Ayşe Deniz

Önemli Günler, Blog Öyküler, Gündem, Siyaset içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , | Yorum yapın

Tor Browser ile Twitter’a girme – DNS Engeli

Tor Browser ile Twitter’a girmeDNS Engeli

İnternet ile etkin uğraşan insanlar olarak anlatmaya çalışıyoruz fakat başarılı olmuyor sanırım.

Bildiğiniz üzere Twitter’ın yasaklanmasıyla bir anda yüzbinlerce kullanıcı DNS ayarlarını değiştirdi. Tabi bu değişime bir karşıt cevap gecikmedi. En popüler DNS ayarları ne yazık ki engellendi. Ve aynı zamanda DNS ayarlarını değiştiren kullanıcılara IP ban uygulanarak diğer değiştirecekleri DNS’lerinde önü kesilmiş oldu.

Öncelikle birinci basamakta şunu söyleyeyim, DNS değişikliğinden ötürü IP’niz fişlenmişse ön belleğinizi temizleyip farklı bir DNS ayarı girebilirsiniz. Bunu bir önceki yazımda belirttim. Ve pek çok farklı DNS ayarını netten bulabilirsiniz fakat bu sizin internet kalitenizi genel anlamda düşürecektir.

Şimdi gelelim benim tavsiye ettiğim yeni yönteme : TOR BROWSER

Tor Browser  nedir?
İnternet ayarlarınızı optimize ederek,  yasaklı olan sitelere girişinizi sağlar.
Tıpkı Firefox , explorer, chrome gibi bir işleve sahip.
Şunu unutmamanız gerekir ki burada esas amaç Twitter olsa da bu tarayıcı ile diğer yasaklanmış tüm sitelerde kullanıma açık hale gelir.

Tor Browser’ı buraya tıklayarak indiriniz. (Açılan sayfada download butonuna tıklayınız.)

Tor browseri indirdikten kütüphanemizden exe dosyasını açalım.
Virüs olduğuna dair uyarı verebilir.Bu tarz programlarda bu uyarılar normaldir.
Fakat yine de yükleyip yüklememek sizin insiyatifinizdedir.
Eğer kurulu olan virüs programınız yüklenmesine engel oluyorsa, devre dışı bırakıp tekrar deneyin.

tor1

Türkçe kurulumu seçtikten sonra, kurulum dosyasını bilgisayarımızın hangi sürücüsüne yapmak istiyorsak orayı seçelim. Benim tavsiyem Desktop yani masaüstünü seçmeniz.

tor2
tor3
tor4

Kurduktan sonra tarayıcımız açıldı. Bu tarayıcı ile Twitter’a giriş yapabilirsiniz.

Daha sonra tarayıcıyı tekrar kullanmak isterseniz, masa üzerinde Top Browser Klasörüne girerek , Start to Browser’a tıklamanız yeterli.

tor5

Umarım yardımcı olmuştur.

Hoşçakalın.

Zeki Blogs

Siyaset, İnternet içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , | 2 Yorum

Twitter’a nasıl girerim? – DNS Ayarı Değiştirme

Twitter’a nasıl girerim? – DNS Ayarı Değiştirme

Yine yeni yeniden bir yasaklama sebebiyle merhaba,

Gerçi siz Youtube yasağından alışkınsınız DNS değiştirmeye ama ben yine de şöyle bir hatırlatmak istedim.

Ağ erişimi 2

Ağ paylaşım merkezini açtıktan sonra, yerel ağ bağlantısına tıklayalım.
Ağ bağlantısı

Yerel Ağ bağlantısında açılan menüden özelliklere tıklayalım.
Özellikler1

Özelliklerde İnternet Protokolü Sürüm 4 seçili iken özelliklere tıklayalım.
Protokol

Son aşamada , aşağıdaki DNS sunucu adresini kullanı seçelim ve DNS rakamlarını yerleştirelim.
DNS Ayar

İşte bitti gitti.
Şimdi rahatça twitleyebilir, yazabilir,çizebilir,düşünebilirsin.

Bu arada akıllı telefon ve tabletlerde mobil olarak twitter’a girebilmek için Google Play ya da Apple Store’dan “Hotspot Shield” ya da “onavo protect” programını indirebilirsiniz.

Görüşmek üzere:)

Zeki Blogs

Edit : Popüler DNS ayarı malesef engellendi. Bu yüzden anlatımdaki DNS’ler yerine aşağıdakileri deneyebilirsiniz.

208.67.222.222 / 208.67.220.220

4.2.2.1 / 4.2.2.2

198.153.192.1 / 198.153.194.1

156.154.70.22 / 156.154.71.22

 

Siyaset, Teknoloji, İnternet içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Helal Ettim – Erdem Kınay & Merve Özbey (HD Özel)

Helal Ettim – Erdem Kınay & Merve Özbey (HD Özel)

Müzik, Video Blog içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , | Yorum yapın

Karşı Kaldırım

http://img689.imageshack.us/img689/8412/jd6o.png

YIL  2054

Her ders çıkışı aynı yolu birlikte yürüyoruz.
Farklı kaldırımlardan!.

Önümde belirli bir boşluk bulduğumda bir an gözlerimi kapatıyorum ve onunla beraber aynı kaldırımda yürüdüğümü hayal ediyorum.Elini tutarak, gözlerine bakarak,havadan sudan belki basit şeylerden konuşarak..

Eğer o övündükleri çok gelişmiş kameralar olmasa karşı kaldırıma geçip elini tutmam işten bile değil. Ama daha geçen hafta bunu deneyen bir gencin nasıl acımasızca kimyasal gazlara maruz bırakılıp göz altına alındığını ve çiplendiğini kendi gözlerimle gördüm.
Şu üniversite artık bir bitseydi!
O zaman ayrı banklarda oturup, farklı yemekhanelerde yemek yemek,farklı renkteki otobüslere binip,konserlerde farklı bölümlerde oturmak zorunda kalmazdık.
Ama henüz ikinci senem ve önümde uzun yıllar var.

Aklımda bin bir düşünceyle yürürken evimizin olduğu caddeye yaklaştık.
Durdum.
Apartmana girmesini bekledim.
Devletin desteklediği kamera sistemleri apartmanın içinde de her yerdeydi.Apartman girişinde,asansörde,merdivenlerde..
Tek tesellim ise onun alt komşum olmasıydı.
Bir kağıda aceleyle yazdığım yazıları,kağıdın ucuna ip geçirip havalandırma boşluğundan aşağıya sarkıtıyordum ve o da yazısını yazdıktan sonra ipi sallıyordu.Kağıdı yukarı çekip heyecanla okumaya başlıyordum çünkü onunla aramdaki tek iletişimim bu kağıtlardı.
Hepimizin cebinde birbirinden donanımlı cep bilgisayarları olmasına rağmen  şebeke sağlayıcı firmaların devlet kanunlarına göre yaptığı düzenlemeler sonrası aramalarımız sınırlandırılmıştı. Devlet ve şebeke sağlayıcılarının ortak çalışması dahilinde tüm öğrencilerin detaylı listesi, üniversiteleri ve birbirleri ile iletişiminin engellenmesini sağlamak için yapılan çalışmalar adeta yeni bir sektör oluşturmuştu. Ben de bu yasaktan etkileniyordum. Kız arkadaşımın numarası arayamayacağım numaralar arasındaydı.

Günler geçtikçe yeni çözümler üretmek için saatlerce düşünüyordum.
Aslında bu yasakları delmek için yasa dışı pek çok girişim vardı.Bunların en popüleri ise cep bilgisayarlarına yüklenen ve iletişim blokesini kaldıran yazılımdı. Ve sonrasında yasa dışı evler tabi ki. Şehirden uzakta restoran süsü verilmiş küçük kapalı localarda görüşme imkanı.Ama tüm bunlar büyük bütçeler gerektiriyordu ve oldukça riskliydi.

***
Sanırım sonunda aklıma bir fikir gelmişti.
Ülkeyi terk edecektik!.

Zeki Blogs

Blog Öyküler, Siyaset, Yaşam içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , | Yorum yapın

Ünlü Ressam Ranga Çeleri’nin öğrencisi Raciçi

http://img9.imageshack.us/img9/9804/racci1.jpg

Hindistan da çok ünlü bir ressam varmış.

Herkes bu ressamın yaptıklarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş ve onu ‘Renklerin Ustası’ anlamına gelen Ranga Çeleri olarak tanısa da; kısaca Ranga Guru derlermiş.

Onun yetiştirdiği bir ressam olan Raciçi ise artık eğitimini tamamlamış ve son resmini yaparak Ranga Guru’ya götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş.

Ranga Guru ise;

- Sen artık ressam sayılırsın Raciçi. Artık senin resmini halk değerlendirecek, diyerek resmi şehrin en kalabalık meydanına götürmesini ve en görünen yerine koymasını istemiş. Yanına da kırmızı bir kalem koyarak halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Raciçi denileni yapmış ve birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde görmüş ki, tüm resim çarpılar içinde ve neredeyse görünmüyor. Çok üzülmüş tabi. Emeğini ve yüreğini koyarak yaptığı tablo kırmızıdan bir duvar sanki. Alıp resmi götürmüş Ranga Guru’ya ve ne kadar üzgün olduğunu belirtmiş.

Ranga Guru üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Raciçi yeniden yapmış resmi ve gene Ranga Guru’ya götürmüş. Tekrar şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş Ranga Guru. Ama bu defa yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde yağlı boya, birkaç fırça ile birlikte… Ve yanına insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı ile birlikte bırakmasını istemiş.

Raciçi denileni yapmış.

Birkaç gün sonra gittiği meydanda görmüş ki resmine hiç dokunulmamış, fırçalar da, boyalar da kullanılmamış. Çok sevinmiş ve koşarak Ranga Guru’ya gitmiş ve resme dokunulmadığını anlatmış.

Ranga Guru ise;

Sevgili Raciçi, sen birinci konumda insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşabileceğini gördün.

Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı.

Oysa ikinci konumda onlardan hatalarını düzeltmelerini istedin, yapıcı olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye kalkmadı, cesaret edemedi.

Sevgili Raciçi, mesleğinde usta olman yetmez, bilge de olmalısın. Emeğinin karşılığını ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın. Onlara göre senin emeğinin hiç bir değeri yoktur.

Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma.

Kaynak : Düşünen Palyaço – Zeki Blogs

Blog Öyküler, Kişisel Gelişim & Psikoloji, Yaşam içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , | Yorum yapın

İş görüşmesi – Aday

Günümüzde iş görüşmesine gidecek herkes görüşme öncesi ufak tefek araştırmalar yapıp iş verenlerin karşısına hazırlıklı çıkıyor.Bu da doğru yeteneği bulma noktasında iş verenler için sorun yaratıyor.Çünkü ezberlenmiş kalıplarla karşılarında duran adaylardan birisini seçmek zorlaşıyor. Peki ya bu iş görüşmesi? Kaliteli bir viral kaliteli bir çalışma.

Tüm iş görüşmelerinde aynı sorular ve aynı cevaplar varken binlerce başvuru arasından doğru kişi nasıl seçilebilirdi? İzleyin!
Video Blog içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , | Yorum yapın

Kısa Film – Yaratıcı | Aşk Anlamaktır

Kısa Filmler, Video Blog içinde yayınlandı | Tagged , , , | Yorum yapın

Yorumsuz

http://img203.imageshack.us/img203/8982/yorumsuz1.png

*İnternet sitesi sahibiydi, yayınladığı habere uygunsuz yorum yapan kullanıcının yazdığı yorumdan sorumlu tutuldu ve 11 ay hapis cezası aldı.
*Bir milletvekiline hakaret içeren yorumlarda bulunan kullanıcı 3.500 TL para cezasına çarptırıldı.
*İnternet üzerinden terör örgütüne eleman kazandırmaya çalışan 7 kişi 51 yıl hapis cezası aldı.
*Twitter’dan hakaret içeren twit attı 5 ay hapis 1500 TL para cezası aldı.

İnternet üzerinden alınan cezaların sadece bir kaçı..
Sanki bir hayal dünyasıymış gibi rahatça yorumlar yapılan internet, aslında gündelik somut konuşmalardan daha tehlikeli.Çünkü her adımınız internet üzerinde kayıt altına alınabiliyor ve hakaret içeren yorumlarınızı silseniz dahi sistemde rahatlıkla görünüyor.
Bu noktada kullanıcılarda : “Ne yani biz fikrimizi belirtmeyecek miyiz?” gibi bir algı oluşabilir.Aslında dikkat edilmesi gereken temiz yorumlar,aşağılayıcı,hakaret içeren fevri yorumlar yerine daha temiz yorumlarda bulunabilmek,hoşlanmadığımız ya da tasvip etmediğimiz bir durumu düzgün bir üslupla ifade edebilmek. Bazen basit videoların,yazıların altında bile küfür içerikli yorumlar gözlemliyorum.Çoğu blogger bunları ciddiye almadan siliyor.Fakat bir başkası bu durumla uğraşıp işin ucunu mahkemeye kadar taşıyabilir. Olmaz olmaz demeyin, interneti küçümsemeyin..

Zeki Blogs

Siyaset, İnternet içinde yayınlandı | Tagged , , , | Yorum yapın

Kısa Film – Ayı

Seyrederken üzülsem mi gülsem mi diyeceğiniz trajikomik bir kısa film.

Kısa Filmler, Mizah & Eğlence, Video Blog içinde yayınlandı | Tagged , , , , | 1 Yorum

Okumazsan Mutlu Olamazsın!

http://img19.imageshack.us/img19/8183/mutluluk1.png

Şu an mutlu musun?
Mutluluğun neye endeksli?
Mutluluk kavramını neler değiştiriyor?
Tüm zamanlarda mutlu olabiliyor musun?
Neden zaman zaman eksik hissediyorsun?
Ve sorular sorular sorular..
Mutluluk üzerine.

Bir kahin edasına bürünmeden söylemeliyim ki bizi eksiltiyorlar.
Bu yeni bir şey değil ama nedense insanın canını sıkıyor.
Mutlu olmanız için tüketmeniz gerekiyor.
Ve zamanla bizi buna inandırıyorlar.

Reklamlarında sürekli mutluluğa vurgu yapan firmaların bilinç altımıza gönderdiği :”Bu ürünü kullanmazsan mutlu olamazsın.” mesajı artık bilinç altımızı sürekli meşgul ediyor.
Uzunca süre alışveriş yapmayınca (ki şu an çoğunuz düşündüğünde o uzun sürenin geçmediğini fark edecek) eksiklik hissi oluşuyor.

-Aaa bayadır bir şey almadım benim halimde bir gariplik var.Bu aralar iyi değilim.İçime kapandım.
Aslında bir gariplik yok ama tüketim durdu ve bilinçaltı iş başında. Sana ne mi diyor :”Tüketmelisin.Tüket ki mutlu ol.”
Bir firma diyor ki :”Mutlu kadınların tercihi”
“Bunu alan kadınlar mutluysa ben de bir alayım deneyeyim belki mutlu olurum.”
İşte bu yüzden evinde bir dünya tabak çanak varken gidip yenilerini alıyorsun.
Bir dolap dolusu kıyafetin varken yeni sezon ürünlerinin nöbetçisi oluyorsun.

Coca Cola içmezsen mutluluğun tadını alamıyorsun.
Digitürk taktırmazsan mutlu bir aile olamıyorsun.
Eti ürünlerini tüketmezsen mutluluk parmaklarının arasından akıp gidiyor.
Migros’a uğramazsan mutluluk festivalini kaçırıyorsun.
Ali Ağaoğlu’nun yaptığı konutlardan almazsan Mutlu bir kentte yaşayamıyorsun.
Daha giyim markalarının ucundan bile geçmedim bu arada, teknolojik cihazlara hiç değinmedim..
Mutlu olmanız için yerine getirmeniz gereken o kadar çok şey var ki!

Kısacası ürünleri yetmiyor bir de bize mutluluk satmaya çalışıyorlar.
Var olan mutluluğumuzu eksiltip yerine genetiği ile oynanmış bir mutluluğu üstelik.

Zeki Blogs

Kişisel Gelişim & Psikoloji, Reklam, Televizyon & Magazin, Yaşam, İnternet içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , | Yorum yapın

Sulu Boya

http://img442.imageshack.us/img442/6564/suluboya.png

Kapıyı sertçe çarptım ve adımımı sokağa attım.
Bastığım yerdeki tozların ağır çekimde havalanışı bana çocukken sulu boya fırçamı temiz suya daldırışımı hatırlattı.
İlk daldırışımda temiz suyu bir renge bulardım.Pek ahenksiz durmazdı.
Sonraları karmakarışık bir hal alırdı.Bir sürü renk birbirine girerdi.
Çamurlu bir suyu andırırdı.

***
İnsanlar, basit mevzuları içinden çıkılmaz,çaresizliğin dibine batmış olarak algıladıklarında sinir küpüne dönüyorum.
Kendi sağlıklarını da bu oranda tehlikeye düşürdüklerinde “Napıyorlar bunlar, görmüyorlar mı?” diye söyleniyorum kendi kendime.
Oysa aklı selim düşünseler ve yalnızca “kendileri” düşünseler,düşünebilseler perdeler bir anda kalkacak.
Çaresiz düşünce,melankolik düşünce çözümsellikten uzak her zaman.
Onları daha derine iten,içinde bulundukları kuyuya daha çok gömülmelerine sebep olan bir şey.
Bu düşünce tarzı ellerindeki düz ipe bile düğüm atıyor  fark ettirmeden.
Yol açan düşünceler lazım.
Yolun kenarına ağaçlar eken düşünceler lazım.
Yoldaki çukurları kapatan düşünceler lazım.
Bir yere varmak istiyorlar ama oturdukları yerden kalkmıyorlar.
Ağızlarında birkaç kelime ;”Ama onlar..”
Ama onlar falan yok.
Kendine bağlı ol.
Dış etkenlerin esiri olma.
Kontrolü eline al.
Kendin düzelt.
Kendin çabala.
Bırak dış etkenleri.
O, bu, şu.. Boşver bunları.
Sen yürü..
Güzelleşsin mi istiyorsun?
Güzelleştir.

***
Yürürken tozlar paçalarıma bulandıkça onca rengi içinde barındırmaktan bulanıklaşan su tekrar tekrar gözümün önüne geldi.
Ne kadar çok rengi birbirine karıştırmıştım.
Beceriksizliğime hayıflandım bir an.

***
Sonra düşündüm de..
Yaptığım resim güzeldi..

Sulu Boya – Zeki Blogs

Blog Öyküler, Kişisel Gelişim & Psikoloji, Yaşam içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , | Yorum yapın

Lisede bir gün – Annesinin ördüklerini giyenler (2023 – 2024)

Lisede bir gün – Annesinin ördüklerini giyenler (2023 – 2024)
http://img38.imageshack.us/img38/6239/anneorduk.png
Bugün hava soğuk.Annemin ördüğü kazağın üzerine giydiğim mont içimi karartıyor.
Durakta,soğuktan birbirine yakınlaşma ihtiyacı duyan insanlarla otobüs bekliyorum.
O sırada önümden bizim okulun servisi geçiyor.
Arka koltuğa kolunu yaslamış yeni aldığı montun arması camdan görünenin, marka giyenlerin lideri olduğunu fark ediyorum.
Marka giyenleri sevmiyorum sanırım.
Okulda birkaç grup var.
Marka giyenler – Annesinin ördüklerini giyenler – Eskileri giyenler – Aykırılar ve Ağırlar.
Ben bu hiyerarşide neden varım bilmiyorum.
Ama annesinin ördüklerini giyenlere dahilim.
Bir gruba dahil olmayı düşünmedim hiç ama zamanla farkında olmadan bir gruba dahil oluyorsun.
Bu hiyerarşiyi anlamak biraz zor.
Bana kalırsa en popüler olanı marka giyenler.
Ama aynı zamanda benim için iticiler.
İçlerinde iyi olanları da var fakat nedense zamanla hepsi birbirine benziyor gibi.
En pahalı şeyleri onlar giyerler.Okuldaki kızlar onlara hayran.
Hemen hemen her gruptan kız onlardan birisiyle tanışmak,konuşmak ister.
Çünkü herkes gücü sever.
Para güç demek.
Para güzel kıyafetler demek.
Para dışı parlak jelatinli süslü püslü albenisi olan şeyler demek.
Servisin sıçrattığı çamur okulun köşesine geldiğimde hala üzerimdeydi.
Kapının yanında duran ağırlar yine her zamanki gibi kumaş pantolonlarının üzerine siyah deri ceketlerini giymişlerdi.
Kaşları çatık bakışların içinden geçerken bugün herhangi bir haraç vermediğime seviniyordum.
Ağırlar grubu bıçaksız dolaşmazdı hemen hemen hepsinde kesici aletler vardı.
Ama nasıl oluyorsa okul kontrollerinin hiçbirisinde üzerlerinden açacak bile çıkmazdı.
İleride kaldırım taşlarının üzerine oturmuş ne giydiklerini tam olarak anlayamadığım,
Okul yönetiminin defalarca uyarmasına rağmen yüzlerindeki siyaha çalan ağır makyajlarından vazgeçemeyen aykırılar vardı.
Henüz doğru düzgün ilerletemediğim ingilizceme rağmen telefonu andıran küçük bilgisayarlarından gelen seslerin bol küfürlü olduğunu anladım.
Sonunda kantinin yanındaki banklara gelmiştim.
İşte burası bizim yerimiz.
Kendimi en rahat hissettiğim yer.
Annesinin ördüklerini giyenlerin yeri.
Burada herkes benim gibi.
Hemen hemen her ders arasında burada toplanıyoruz.
Diğerleriyle ilgili konuşmalar yapıyoruz.
Hangi grubun dostumuz olduğu hangisinin düşmanımız olduğuna oylamayla karar veriyoruz.
Dost düşman meseleleri henüz tam oturmayan aklımız kadar değişken şu sıralar.
Tam çaprazımızda okaliptüs ağaçlarının altında eskileri giyenler var.
Kendi hallerinde,daha iletişimsiz ve yıkık dökük giyimleri kadar içlerine kapanık.
Aslında kendime en yakın bulduğum grup onlar.
Bir de ara sıra üzerlerine yüklenmiş bir görev gibi hırsla kavgaya tutuşmasalar marka giyenlerle.
Zil çaldı.
Sıra oluyoruz.
Sıra olurken bile birbirimizden uzağız.
Öğretmenlerimiz iniyor merdivenden.
Hepsi tektip.
Siyah kumaş pantolon,beyaz gömlek,siyah ceket.
Biz bu rahatlık karmaşasının içinde kaldıkça onlar korkuyor gibi.
Biz özgürleşip birey olduğumuzu sandıkça onlar hakimiyetlerini kaybediyor gibi.
Neden korkuyorlar tam olarak bilmiyorum ama artık eskisi kadar karışmıyorlar kimseye.
Belki geçen yıl marka giyenlerin sınav kağıdının köşesine marka giyenler yazdıkları için onları disipline gönderen öğretmeni mesleğinden uzaklaştırdıkları içindir.
Herkes sıraya girdikten sonra müdür mikrofonu eline alıyor :
“Bildiğiniz gibi uzun yıllardır herkes istediği kıyafetlerle okula gelip gidiyordu.Fakat okulumuza gelen yeni bir yazıyla bu yönetmelikte bir değişiklik yapıldığı bize bildirildi.Önümüzdeki haftadan itibaren marka giyenler de dahil olmak üzere herkes okula okul üniformasıyla gelecek.Üniformaların nerelerde satıldığını öğretmenleriniz size söyleyecek.İyi dersler!”

Bu bir felaket.
Herkesin aynı kıyafetle dolaşması demek tüm grupların birbirine karışması demek.
Kimin ne olduğunun anlaşılmaması demek.
Bu nasıl olacak.
Hafta sonuna iki gün kalmıştı.
Hemen grubumuzu toplayıp bu durumla ilgili kararımızı belirlememiz lazımdı.
Grupların bir parçası olmayı yadırgadığımı söylesem de bu garip düzene alıştığımı şimdi fark ettim.
Bu kararın bizim hayatımızı etkileyen bir karar olduğunu belki uzun yıllar sonra anlayacaktık.

***

Annesinin ördüklerini giyenler – Zeki Blogs

Blog Öyküler içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , | Yorum yapın

Tarihe şahit olmanın haklı gururunu yaşayanlar?

Sizler de benim gibi bilmem kaç sene sonra torunlarınıza anlatacağınız bir tarihe şahitlik ediyor olmanın haklı gururunu yaşıyor olmalısınız.
En azından bizimde ileride tıpkı 80′lerin : “Ekmek kuyruğunda 3 gün beklerdik.Sizin gibi her gün çeşit çeşit kıyafet giymek mi o neymiş annem yama yapardı tekrar giyerdim.Sokaklarda kardeş kardeşi vuruyordu.Bir arkadaşımız hiçbir suçu yokken karakolda işkenc
eden öldü.” diye anlattığı gibi göğsümüzü gere gere anlatacağımız cümlelerimiz oldu :” Bizim zamanımızda sokaktaki arabalar sebepsizce yakılıyordu hatta otobüsün içindeki vatandaşa molotof atılıp vatandaşın kendisi de yakılıyordu,gazetelerin 3.sayfalarında tecavüz,kesme,doğrama haberleri hiç eksik olmuyordu,her gün ülkenin farklı yerlerinde bilmem ne kadar şehit veriliyordu,ne kadar önde gelen komutan varsa hepsi içeri atılıyordu,üstelik 20şer yıl ödülle.Gerçi biz daha eskiler gibi zor şartlarda değildik elimizde iphone’lar kucağımızda laptoplar gittiğimiz yer imlerini etiket olsun diye kaydederken bir yandan da takip ettiğimiz indirim fırsatları,hangi etek üzerime nasıl durur,hangi araba daha afilli diye düşünürken bana dokunmayan yılan bin yaşasın,paramı alırım gerisine karışmam modundaydık biraz ama yine de duyarlıydık tabiki!..Duyarlılığı elden bırakmadık ülke adına.Bu tarz şeyleri yaşarken hiç tepkisiz kalmadık.Twitter,Facebook denen şeyler vardı o zamanlar.Tepkimizi anında durum güncelleyerek belirttik.Biraz ayran gönüllüydük değişen her gündeme tav olup kapılıp giderdik ama…Amaaann neyse işte bizim zamanımızda da ortalık karışıktı anlayacağın şimdiki gençler gibi nerdeee..Hakkaten nerde? Kime konuşuyorum ben.. Gençler?..
———

Zeki Blogs

Önemli Günler, Siyaset, Yaşam içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum yapın