Helal Ettim – Erdem Kınay & Merve Özbey (HD Özel)

Helal Ettim – Erdem Kınay & Merve Özbey (HD Özel)

Müzik, Video Blog içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , | Yorum bırakın

Ünlü Ressam Ranga Çeleri’nin öğrencisi Raciçi

http://img9.imageshack.us/img9/9804/racci1.jpg

Hindistan da çok ünlü bir ressam varmış.

Herkes bu ressamın yaptıklarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş ve onu ‘Renklerin Ustası’ anlamına gelen Ranga Çeleri olarak tanısa da; kısaca Ranga Guru derlermiş.

Onun yetiştirdiği bir ressam olan Raciçi ise artık eğitimini tamamlamış ve son resmini yaparak Ranga Guru’ya götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş.

Ranga Guru ise;

- Sen artık ressam sayılırsın Raciçi. Artık senin resmini halk değerlendirecek, diyerek resmi şehrin en kalabalık meydanına götürmesini ve en görünen yerine koymasını istemiş. Yanına da kırmızı bir kalem koyarak halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Raciçi denileni yapmış ve birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde görmüş ki, tüm resim çarpılar içinde ve neredeyse görünmüyor. Çok üzülmüş tabi. Emeğini ve yüreğini koyarak yaptığı tablo kırmızıdan bir duvar sanki. Alıp resmi götürmüş Ranga Guru’ya ve ne kadar üzgün olduğunu belirtmiş.

Ranga Guru üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Raciçi yeniden yapmış resmi ve gene Ranga Guru’ya götürmüş. Tekrar şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş Ranga Guru. Ama bu defa yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde yağlı boya, birkaç fırça ile birlikte… Ve yanına insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı ile birlikte bırakmasını istemiş.

Raciçi denileni yapmış.

Birkaç gün sonra gittiği meydanda görmüş ki resmine hiç dokunulmamış, fırçalar da, boyalar da kullanılmamış. Çok sevinmiş ve koşarak Ranga Guru’ya gitmiş ve resme dokunulmadığını anlatmış.

Ranga Guru ise;

Sevgili Raciçi, sen birinci konumda insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşabileceğini gördün.

Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı.

Oysa ikinci konumda onlardan hatalarını düzeltmelerini istedin, yapıcı olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye kalkmadı, cesaret edemedi.

Sevgili Raciçi, mesleğinde usta olman yetmez, bilge de olmalısın. Emeğinin karşılığını ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın. Onlara göre senin emeğinin hiç bir değeri yoktur.

Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma.

Kaynak : Düşünen Palyaço – Zeki Blogs

Blog Öyküler, Kişisel Gelişim & Psikoloji, Yaşam içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , | Yorum bırakın

İş görüşmesi – Aday

Günümüzde iş görüşmesine gidecek herkes görüşme öncesi ufak tefek araştırmalar yapıp iş verenlerin karşısına hazırlıklı çıkıyor.Bu da doğru yeteneği bulma noktasında iş verenler için sorun yaratıyor.Çünkü ezberlenmiş kalıplarla karşılarında duran adaylardan birisini seçmek zorlaşıyor. Peki ya bu iş görüşmesi? Kaliteli bir viral kaliteli bir çalışma.

Tüm iş görüşmelerinde aynı sorular ve aynı cevaplar varken binlerce başvuru arasından doğru kişi nasıl seçilebilirdi? İzleyin!
Video Blog içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , | Yorum bırakın

Kısa Film – Yaratıcı | Aşk Anlamaktır

Kısa Filmler, Video Blog içinde yayınlandı | Tagged , , , | Yorum bırakın

Yorumsuz

http://img203.imageshack.us/img203/8982/yorumsuz1.png

*İnternet sitesi sahibiydi, yayınladığı habere uygunsuz yorum yapan kullanıcının yazdığı yorumdan sorumlu tutuldu ve 11 ay hapis cezası aldı.
*Bir milletvekiline hakaret içeren yorumlarda bulunan kullanıcı 3.500 TL para cezasına çarptırıldı.
*İnternet üzerinden terör örgütüne eleman kazandırmaya çalışan 7 kişi 51 yıl hapis cezası aldı.
*Twitter’dan hakaret içeren twit attı 5 ay hapis 1500 TL para cezası aldı.

İnternet üzerinden alınan cezaların sadece bir kaçı..
Sanki bir hayal dünyasıymış gibi rahatça yorumlar yapılan internet, aslında gündelik somut konuşmalardan daha tehlikeli.Çünkü her adımınız internet üzerinde kayıt altına alınabiliyor ve hakaret içeren yorumlarınızı silseniz dahi sistemde rahatlıkla görünüyor.
Bu noktada kullanıcılarda : “Ne yani biz fikrimizi belirtmeyecek miyiz?” gibi bir algı oluşabilir.Aslında dikkat edilmesi gereken temiz yorumlar,aşağılayıcı,hakaret içeren fevri yorumlar yerine daha temiz yorumlarda bulunabilmek,hoşlanmadığımız ya da tasvip etmediğimiz bir durumu düzgün bir üslupla ifade edebilmek. Bazen basit videoların,yazıların altında bile küfür içerikli yorumlar gözlemliyorum.Çoğu blogger bunları ciddiye almadan siliyor.Fakat bir başkası bu durumla uğraşıp işin ucunu mahkemeye kadar taşıyabilir. Olmaz olmaz demeyin, interneti küçümsemeyin..

Zeki Blogs

Siyaset, İnternet içinde yayınlandı | Tagged , , , | Yorum bırakın

Kısa Film – Ayı

Seyrederken üzülsem mi gülsem mi diyeceğiniz trajikomik bir kısa film.

Kısa Filmler, Mizah & Eğlence, Video Blog içinde yayınlandı | Tagged , , , , | 2 Yorum

Okumazsan Mutlu Olamazsın!

http://img19.imageshack.us/img19/8183/mutluluk1.png

Şu an mutlu musun?
Mutluluğun neye endeksli?
Mutluluk kavramını neler değiştiriyor?
Tüm zamanlarda mutlu olabiliyor musun?
Neden zaman zaman eksik hissediyorsun?
Ve sorular sorular sorular..
Mutluluk üzerine.

Bir kahin edasına bürünmeden söylemeliyim ki bizi eksiltiyorlar.
Bu yeni bir şey değil ama nedense insanın canını sıkıyor.
Mutlu olmanız için tüketmeniz gerekiyor.
Ve zamanla bizi buna inandırıyorlar.

Reklamlarında sürekli mutluluğa vurgu yapan firmaların bilinç altımıza gönderdiği :”Bu ürünü kullanmazsan mutlu olamazsın.” mesajı artık bilinç altımızı sürekli meşgul ediyor.
Uzunca süre alışveriş yapmayınca (ki şu an çoğunuz düşündüğünde o uzun sürenin geçmediğini fark edecek) eksiklik hissi oluşuyor.

-Aaa bayadır bir şey almadım benim halimde bir gariplik var.Bu aralar iyi değilim.İçime kapandım.
Aslında bir gariplik yok ama tüketim durdu ve bilinçaltı iş başında. Sana ne mi diyor :”Tüketmelisin.Tüket ki mutlu ol.”
Bir firma diyor ki :”Mutlu kadınların tercihi”
“Bunu alan kadınlar mutluysa ben de bir alayım deneyeyim belki mutlu olurum.”
İşte bu yüzden evinde bir dünya tabak çanak varken gidip yenilerini alıyorsun.
Bir dolap dolusu kıyafetin varken yeni sezon ürünlerinin nöbetçisi oluyorsun.

Coca Cola içmezsen mutluluğun tadını alamıyorsun.
Digitürk taktırmazsan mutlu bir aile olamıyorsun.
Eti ürünlerini tüketmezsen mutluluk parmaklarının arasından akıp gidiyor.
Migros’a uğramazsan mutluluk festivalini kaçırıyorsun.
Ali Ağaoğlu’nun yaptığı konutlardan almazsan Mutlu bir kentte yaşayamıyorsun.
Daha giyim markalarının ucundan bile geçmedim bu arada, teknolojik cihazlara hiç değinmedim..
Mutlu olmanız için yerine getirmeniz gereken o kadar çok şey var ki!

Kısacası ürünleri yetmiyor bir de bize mutluluk satmaya çalışıyorlar.
Var olan mutluluğumuzu eksiltip yerine genetiği ile oynanmış bir mutluluğu üstelik.

Zeki Blogs

Kişisel Gelişim & Psikoloji, Reklam, Televizyon & Magazin, Yaşam, İnternet içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , | Yorum bırakın

Sulu Boya

http://img442.imageshack.us/img442/6564/suluboya.png

Kapıyı sertçe çarptım ve adımımı sokağa attım.
Bastığım yerdeki tozların ağır çekimde havalanışı bana çocukken sulu boya fırçamı temiz suya daldırışımı hatırlattı.
İlk daldırışımda temiz suyu bir renge bulardım.Pek ahenksiz durmazdı.
Sonraları karmakarışık bir hal alırdı.Bir sürü renk birbirine girerdi.
Çamurlu bir suyu andırırdı.

***
İnsanlar, basit mevzuları içinden çıkılmaz,çaresizliğin dibine batmış olarak algıladıklarında sinir küpüne dönüyorum.
Kendi sağlıklarını da bu oranda tehlikeye düşürdüklerinde “Napıyorlar bunlar, görmüyorlar mı?” diye söyleniyorum kendi kendime.
Oysa aklı selim düşünseler ve yalnızca “kendileri” düşünseler,düşünebilseler perdeler bir anda kalkacak.
Çaresiz düşünce,melankolik düşünce çözümsellikten uzak her zaman.
Onları daha derine iten,içinde bulundukları kuyuya daha çok gömülmelerine sebep olan bir şey.
Bu düşünce tarzı ellerindeki düz ipe bile düğüm atıyor  fark ettirmeden.
Yol açan düşünceler lazım.
Yolun kenarına ağaçlar eken düşünceler lazım.
Yoldaki çukurları kapatan düşünceler lazım.
Bir yere varmak istiyorlar ama oturdukları yerden kalkmıyorlar.
Ağızlarında birkaç kelime ;”Ama onlar..”
Ama onlar falan yok.
Kendine bağlı ol.
Dış etkenlerin esiri olma.
Kontrolü eline al.
Kendin düzelt.
Kendin çabala.
Bırak dış etkenleri.
O, bu, şu.. Boşver bunları.
Sen yürü..
Güzelleşsin mi istiyorsun?
Güzelleştir.

***
Yürürken tozlar paçalarıma bulandıkça onca rengi içinde barındırmaktan bulanıklaşan su tekrar tekrar gözümün önüne geldi.
Ne kadar çok rengi birbirine karıştırmıştım.
Beceriksizliğime hayıflandım bir an.

***
Sonra düşündüm de..
Yaptığım resim güzeldi..

Sulu Boya – Zeki Blogs

Blog Öyküler, Kişisel Gelişim & Psikoloji, Yaşam içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Lisede bir gün – Annesinin ördüklerini giyenler (2023 – 2024)

Lisede bir gün – Annesinin ördüklerini giyenler (2023 – 2024)
http://img38.imageshack.us/img38/6239/anneorduk.png
Bugün hava soğuk.Annemin ördüğü kazağın üzerine giydiğim mont içimi karartıyor.
Durakta,soğuktan birbirine yakınlaşma ihtiyacı duyan insanlarla otobüs bekliyorum.
O sırada önümden bizim okulun servisi geçiyor.
Arka koltuğa kolunu yaslamış yeni aldığı montun arması camdan görünenin, marka giyenlerin lideri olduğunu fark ediyorum.
Marka giyenleri sevmiyorum sanırım.
Okulda birkaç grup var.
Marka giyenler – Annesinin ördüklerini giyenler – Eskileri giyenler – Aykırılar ve Ağırlar.
Ben bu hiyerarşide neden varım bilmiyorum.
Ama annesinin ördüklerini giyenlere dahilim.
Bir gruba dahil olmayı düşünmedim hiç ama zamanla farkında olmadan bir gruba dahil oluyorsun.
Bu hiyerarşiyi anlamak biraz zor.
Bana kalırsa en popüler olanı marka giyenler.
Ama aynı zamanda benim için iticiler.
İçlerinde iyi olanları da var fakat nedense zamanla hepsi birbirine benziyor gibi.
En pahalı şeyleri onlar giyerler.Okuldaki kızlar onlara hayran.
Hemen hemen her gruptan kız onlardan birisiyle tanışmak,konuşmak ister.
Çünkü herkes gücü sever.
Para güç demek.
Para güzel kıyafetler demek.
Para dışı parlak jelatinli süslü püslü albenisi olan şeyler demek.
Servisin sıçrattığı çamur okulun köşesine geldiğimde hala üzerimdeydi.
Kapının yanında duran ağırlar yine her zamanki gibi kumaş pantolonlarının üzerine siyah deri ceketlerini giymişlerdi.
Kaşları çatık bakışların içinden geçerken bugün herhangi bir haraç vermediğime seviniyordum.
Ağırlar grubu bıçaksız dolaşmazdı hemen hemen hepsinde kesici aletler vardı.
Ama nasıl oluyorsa okul kontrollerinin hiçbirisinde üzerlerinden açacak bile çıkmazdı.
İleride kaldırım taşlarının üzerine oturmuş ne giydiklerini tam olarak anlayamadığım,
Okul yönetiminin defalarca uyarmasına rağmen yüzlerindeki siyaha çalan ağır makyajlarından vazgeçemeyen aykırılar vardı.
Henüz doğru düzgün ilerletemediğim ingilizceme rağmen telefonu andıran küçük bilgisayarlarından gelen seslerin bol küfürlü olduğunu anladım.
Sonunda kantinin yanındaki banklara gelmiştim.
İşte burası bizim yerimiz.
Kendimi en rahat hissettiğim yer.
Annesinin ördüklerini giyenlerin yeri.
Burada herkes benim gibi.
Hemen hemen her ders arasında burada toplanıyoruz.
Diğerleriyle ilgili konuşmalar yapıyoruz.
Hangi grubun dostumuz olduğu hangisinin düşmanımız olduğuna oylamayla karar veriyoruz.
Dost düşman meseleleri henüz tam oturmayan aklımız kadar değişken şu sıralar.
Tam çaprazımızda okaliptüs ağaçlarının altında eskileri giyenler var.
Kendi hallerinde,daha iletişimsiz ve yıkık dökük giyimleri kadar içlerine kapanık.
Aslında kendime en yakın bulduğum grup onlar.
Bir de ara sıra üzerlerine yüklenmiş bir görev gibi hırsla kavgaya tutuşmasalar marka giyenlerle.
Zil çaldı.
Sıra oluyoruz.
Sıra olurken bile birbirimizden uzağız.
Öğretmenlerimiz iniyor merdivenden.
Hepsi tektip.
Siyah kumaş pantolon,beyaz gömlek,siyah ceket.
Biz bu rahatlık karmaşasının içinde kaldıkça onlar korkuyor gibi.
Biz özgürleşip birey olduğumuzu sandıkça onlar hakimiyetlerini kaybediyor gibi.
Neden korkuyorlar tam olarak bilmiyorum ama artık eskisi kadar karışmıyorlar kimseye.
Belki geçen yıl marka giyenlerin sınav kağıdının köşesine marka giyenler yazdıkları için onları disipline gönderen öğretmeni mesleğinden uzaklaştırdıkları içindir.
Herkes sıraya girdikten sonra müdür mikrofonu eline alıyor :
“Bildiğiniz gibi uzun yıllardır herkes istediği kıyafetlerle okula gelip gidiyordu.Fakat okulumuza gelen yeni bir yazıyla bu yönetmelikte bir değişiklik yapıldığı bize bildirildi.Önümüzdeki haftadan itibaren marka giyenler de dahil olmak üzere herkes okula okul üniformasıyla gelecek.Üniformaların nerelerde satıldığını öğretmenleriniz size söyleyecek.İyi dersler!”

Bu bir felaket.
Herkesin aynı kıyafetle dolaşması demek tüm grupların birbirine karışması demek.
Kimin ne olduğunun anlaşılmaması demek.
Bu nasıl olacak.
Hafta sonuna iki gün kalmıştı.
Hemen grubumuzu toplayıp bu durumla ilgili kararımızı belirlememiz lazımdı.
Grupların bir parçası olmayı yadırgadığımı söylesem de bu garip düzene alıştığımı şimdi fark ettim.
Bu kararın bizim hayatımızı etkileyen bir karar olduğunu belki uzun yıllar sonra anlayacaktık.

***

Annesinin ördüklerini giyenler – Zeki Blogs

Blog Öyküler içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Tarihe şahit olmanın haklı gururunu yaşayanlar?

Sizler de benim gibi bilmem kaç sene sonra torunlarınıza anlatacağınız bir tarihe şahitlik ediyor olmanın haklı gururunu yaşıyor olmalısınız.
En azından bizimde ileride tıpkı 80′lerin : “Ekmek kuyruğunda 3 gün beklerdik.Sizin gibi her gün çeşit çeşit kıyafet giymek mi o neymiş annem yama yapardı tekrar giyerdim.Sokaklarda kardeş kardeşi vuruyordu.Bir arkadaşımız hiçbir suçu yokken karakolda işkenc
eden öldü.” diye anlattığı gibi göğsümüzü gere gere anlatacağımız cümlelerimiz oldu :” Bizim zamanımızda sokaktaki arabalar sebepsizce yakılıyordu hatta otobüsün içindeki vatandaşa molotof atılıp vatandaşın kendisi de yakılıyordu,gazetelerin 3.sayfalarında tecavüz,kesme,doğrama haberleri hiç eksik olmuyordu,her gün ülkenin farklı yerlerinde bilmem ne kadar şehit veriliyordu,ne kadar önde gelen komutan varsa hepsi içeri atılıyordu,üstelik 20şer yıl ödülle.Gerçi biz daha eskiler gibi zor şartlarda değildik elimizde iphone’lar kucağımızda laptoplar gittiğimiz yer imlerini etiket olsun diye kaydederken bir yandan da takip ettiğimiz indirim fırsatları,hangi etek üzerime nasıl durur,hangi araba daha afilli diye düşünürken bana dokunmayan yılan bin yaşasın,paramı alırım gerisine karışmam modundaydık biraz ama yine de duyarlıydık tabiki!..Duyarlılığı elden bırakmadık ülke adına.Bu tarz şeyleri yaşarken hiç tepkisiz kalmadık.Twitter,Facebook denen şeyler vardı o zamanlar.Tepkimizi anında durum güncelleyerek belirttik.Biraz ayran gönüllüydük değişen her gündeme tav olup kapılıp giderdik ama…Amaaann neyse işte bizim zamanımızda da ortalık karışıktı anlayacağın şimdiki gençler gibi nerdeee..Hakkaten nerde? Kime konuşuyorum ben.. Gençler?..
———

Zeki Blogs

Önemli Günler, Siyaset, Yaşam içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Öndeki Sayfayı Takip Et!

Öndeki Sayfayı Takip Et!

Bu sabah bir arkadaşımın paylaşımına denk geldim.
Altında şöyle yazıyordu :”Paylaşmayanın elleri kırılsın!”
Yok artık!
Sayfa sahipleri o kadar önünü alamadı ki artık beğendirme paylaştırma manyaklığıyla takipçilerine yada gönderiyi görenlere beddua eder hale geldi.
Bildiğin bela okuyorlar.
Bazı dini paylaşımlarda da gözlemliyorum bunu :”Paylaşmayan bizden değildir.”
Yapma ya! :)
Bir tanesi de :”Beğenmeyen sayfadan çıksın.” yazmış.
Adam bir de azarlıyor yani ayaküstü.
Bu psikolojiye nasıl giriyor bu insanlar diye düşünmeden edemiyor insan.
Değerli görüp yada beğenip sayfasını takibe alan insanları azarlama,yargılama lüksünü nereden alıyor bunlar?
Ve işin ilginci bu tarz paylaşımları neden normal karşılayıp destekliyoruz?
Birilerinin bize azarlarca davranmasına olan alışkanlığımız nereden geliyor?

*
Bak şimdi bu konudan girdim diğer fırlamalıklar aklıma geldi.
Diğer bir sayfa sahibi de video paylaşıyor ve yanına not düşüyor :”Videoyu izlerken köşedeki beğene tıkla.”
Çünkü neden,sen gerizekalısın videonun nasıl beğenileceğini sayfanın nasıl beğenileceğini bilmiyorsun bunlar kalkıp akıl veriyor.
Bir de batılcılar var diyorum ben.Batıl inanışları kullanan.
“Bu paylaşımı 10 yerde paylaş istediğin şey olacak” yazmış.
Ama hakkaten insan bir an düşünüyor değil mi?
-Gerçek olabilir mi ki?
-Saçmalama ya!
-Ama gerçek olsa iyi olurdu be..
-Ne kaybederim ki paylaşsam nolacak sanki? :)

“Bu paylaşımı paylaşmazsan 4 gün içinde başına kötü şeyler gelecek.”
En etkililerinden birisi bu bence :)
-Yok ya saçmalık ne alakası var bunu paylaşmadım diye başıma bir şey mi gelecek sanki!
-Ya gelirse.
-Aman dur paylaşim de nolur nolmaz garantiye alim ben bir paylaşım için başımı derde sokmaya değmez.
:)

Bir ara neydi o bi Hintli felsefesi vardı elden ele gönülden gönüle dolaşıyordu.Noldu onlar? :)
Hepsinin hali vakti yerinde galiba şu an sesleri çıkmadığına göre..

Bir başka suistimalci ekip daha var.
Milli ve dini duyguları bu işlere alet edenler.
Hatta şehitleri.
Bunları görmek çok daha üzücü tabi ki diğerlerine göre.
İnsanların hassas olduğu konular üzerinden yapılan paylaşımlar içerisine sinsice yerleştirilmiş linkler yada beğeni dilekleri sinir bozucu.
Gerçekten bu tarz duygulara sahip olan sayfa yöneticisi bir insan asla hassas konular üzerinden link vermez yada bunu prim aracına çevirmez.

Daha yazacak çok detay var ama şimdilik bu kadar.
Günlük hayatında iki kelimeyi bir araya getiremeyen fakat basit birkaç bilgi gerektiren sayfa düzeni üzerinden sağdan soldan arakladığı paylaşımlarla kendini zeki olduğuna inandırmakla beraber diğer insanları enayi yerine koymayı adet haline getirmiş insanların sayfalarını beğenirken bir kez daha düşünün derim.

Öndeki sayfayı takip et devam edecek..
Zeki Blogs

Yaşam, İnternet içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Sevginin Sessizliği (Bir Baba) – Kısa Film

Onlar bu kısa filmi çekerken tüm dünyada izlenme rekoru kıracaklarından habersizdiler.Çünkü bu sadece bir firmanın tanıtım filmiydi. Çeviri : (Zeki Blogs)
Kısa Filmler, Sinema, Yaşam içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 4 Yorum

Değişen kadın mı,gelişen kadın mı?


Değişen kadın mı gelişen kadın mı?
Artık devir değişti diye başlamak fazla klişe olur sanırım.Anadolu kadınlarına kadar inmek de okuyucuyu sıkar.Okuyucuyu sıkmama düşüncesi ile yazılan yazıdan da ne hayır gelir o da bilinmez gerçi ama sonuç olarak tıpkı köşe yazarlarının popüler kültüre yazmaya başlayana kadar geçirdiği evrelerdeki gibi kadınlar da değişiyor veya gelişiyor.Birazdan bu değişim ve gelişimin etkilerini yarattığı durumları,erkeklere olan bakış açılarını ve bazı aksaklıklara değineceğim..(Bu arada bu popüler kültür yazısı değildir.Buradan sonrasını okumak istemeyenler olabilir diye belirtiyorum.)

Eski kadınlar ,genellikle maddi gücü bulunmayan kadınlar,ailelerinin ;”Bu evden gelinlikle çıkarsın,kefeninle geri dönersin.” sözlerinin ve eğitim eksikliğinin etkisi var mıdır bilinmez,pek daha bir anlayışlıydı sanki.Ya da daha çaresizdi belki de.. Çünkü ahkam kesmeye kalksa arkasına dönüp baktığında gördüğü koca bir boşluk vardı.Nereye gidecekti? Ailesi hoş karşılamazdı. Peki ailesinden kaçsa nasıl yaşayacaktı? Hangi parayla? Peki bu çocukları ne yapacaktı? Kadın soruların ve sorunların içinde boğulup giderdi haliyle..Sinirlendiği konuları sineye çeker,unutur giderdi pek çok zaman.

Yıllar geçtikçe kadınların iş dünyasında edindiği yerle beraber maddi özgürlükleri arttı,eğitim seviyeleri her geçen gün artmaya devam ediyor ve artık aileler de kızlarına ;”Burası her zaman senin evin,elin adamının kahrını çekme,kendini ezdirme çık gel.” demeye başladı. Kadınlar da aldığı bu ekstra özgüven ve içinde bulunduğu hayat şartlarıyla “ezdirmem sana kendimi!” sloganının dik başlılığıyla göğüslerini gere gere geçim sağlamaya,erkek idare etmeye,kadın olmaya çalıştılar.

En ufak tartışmalarda ahkam kesmeye,maddi güçlerini erkeğin başına kakmaya,çıkar giderim,şunu yaparım,bunu yaparım,şöyle özgürüm,böyle kadınım,işine gelirse,ben buyum gibi gibi pek çok kavramla evlilik dediğimiz olayı sürdürmeye çalıştılar..

Sonuç mu?
Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre boşanma oranı son 10 yılda %80,7 artış gösterdi.
Evet yanlış okumadınız yazım hatası da yok. %80,7..

Buraya kadar okuduğunuzda aslında savunulan şeyin saçma olduğu hissine kapılacaksınız.Sanki kadınların 2.sınıf gibi görülmesini ve “hor görülse de göz yumması gerekir” düşüncesini destekler yapıda bulabilirsiniz.Eskiden iyiydi şimdi ne hale geldi der gibi..Fakat öyle değil.

Kadınların maddi olanaklara kavuşması,iş dünyasında önemli yerlere gelmeleri,karakterlerini geliştirmeleri,eğitim düzeylerini yükseklere taşımaları,kariyer yapmaları elbette ki harika bir durum.
Bence özgüveni yerinde ve yeterli donanıma sahip her erkek hayatında kendini geliştirmiş yetiştirmiş bir kadın ister.

***
Kadınlar erkekler hakkında kötü çağrışımlar besliyorlar..
Peki neden?

Bence medya bunun en etkili sebebi.(Fatura yine medyaya kesildi.)

Erkek denildiğinde benim bile aklıma gelen ilk çağrışımlar asabiyet,şiddet,hır gür,hayvanlık,canilik, duygusuzluk… vs vs Gerçekten erkek denildiğinde akla bunca kötü çağrışımlı şeyin gelmesinin sebebi nedir? Neden erkek dediğimizde tapılacak bir şey düşünmüyoruz? Yada neden erkek mutluluktur, hayattır, neşedir demiyoruz..İlk aklımıza gelenler bunlar değil kesinlikle…
(Sevgilisi olan bayanlar bir üst satırda “yaaa hayır öyle diill” diyebilirler lütfen salondan çıkarken pembe gözlükleri kutuya atınız.)

Aklımıza bunların gelmemesi de doğal bir yerde..
Çünkü her gün gazetelerin 3.sayfasında karısını doğrayan,kesen,biçen,döven,söven,aldatan erkekleri görüyoruz.Gün içinde internet gazetelerinde,akşam TV’de haberlerde mutlaka onları izliyoruz.Bir sportif aktivite sonrası birbirine giren,küfreden,bira şişeleri fırlatan,döner bıçaklarıyla birbirini kovalayan kitleler görüyoruz.Meydanlarda ellerinde molotoflarla adeta savaşan topluluklar görüyoruz.

Yılbaşında koca bir meydanı dolduran tacizcileri görüyoruz.Nerden bir kadın bulup bir tarafını nasıl ellerim diye hayal kuran kitlenin varlığına şahit oluyoruz.Kuyumcu dükkanına giren bir erkeğin çekiçle dükkan sahibini nasıl yerle bir ettiğini izliyoruz.Suriye’de sokaklarda ellerinde silahlar rastgele ateş eden erkekler görüyoruz.Kanlar içinde küçük bir kız çocuğunun başına silah dayamış acımasız bir erkek görüyoruz.Ve daha nice sahne nice haber nice yazı..

Erkek.Erkek.Erkek.Erkek..

Tüm bu noktalardan sonra bir kadının erkekle ilgili bilinçaltı kirliliği zaten genel bir kapalılığı ve tepkiselliği de beraberinde getiriyor.

Erkek algısı bu kadar negatifken tam da bir şeye niyetlenmek üzereyken buna bir de tedirginlikler ekleniyor.

-Bana bağırdı acaba şiddet uygular mı?
-Bu şimdi böyle yaparsa ilerde nasıl olur?
-Dışarı çıkabilecek miyim?
-Mini etek yada bikini giyebilecek miyim?
-Okuldan arkadaşlarımla görüşebilecek miyim?
-İş arkadaşlarımla yemeğe çıkabilecek miyim?
-Annemlere gidip kalabilecek miyim?
-Ablamları evime davet edebilecek miyim?
-Dekolte giyebilecek miyim?
-Şehir dışına birkaç günlüğüne tatile gidebilecek miyim?
-Kafamı dinleyebilecek miyim?
-…..
-…
-…

Bunlar bu şekilde sayfalarca uzar gider.. Özgürlüklerinin bunlara bağlı olduğunu düşünen kadınlar maalesef bunları devlet meselesi haline getirebiliyor..Kimseye hesap vermem,kimse bana karışamaz mantığından yola çıkıp bir kumaş parçasının 5 yada 10 cm daha uzun olması ilişkilerinden vazgeçmelerine bile neden olabiliyor.Çünkü özgürlüklerinin elinden alındığı hissine kapılmaktan kendilerini alamıyorlar.Eteğini 5-10 cm daha uzun tutması söylenilen ve bunu eyleme dönüştüren kadın ile karanlık hücrede tutulan kadının özgürlüklerinin kısıtlanışlarını anlattıklarında ortaya çıkan ifadelerin benzerlik taşımaması için bir neden yok.

Başlıkta değişen mi yoksa gelişen mi dedik? Değişmek ve gelişmek arasındaki fark nedir?

Bir kadının maddi gücünün olması,aile desteği alması,kariyer sahibi olması,düşünce yapısı olarak kendini geliştirmiş olması bir silaha dönüşmemeli.Bence kadınların elinde tuttuğu tehlikeli bir silah bu.Bunu ne kendilerine ne de karşılarındakilere doğrultmalılar.Maddi gücüm var hadi bunu erkeğin kafasına kakayım.Sana ihtiyacım yok alt mesajları vereyim.Aile desteğim var.Kafam her bozulduğunda annemin,ablamın vs yanına gideyim.Her detayımı onlara anlatayım böylelikle her şey daha da kolay çözülür(çorba olur) kariyerim var! “Ben bilmem ne üniversitesinde doçentim,ben bilmem nerede avukatım sen nasıl benimle böyle konuşuyorsun.” diyeyim..İşte bu değişen kadındır.

Bir kadının tüm bu durumların bilincinde farkında olması lazım.Sahip olduklarını birer silaha dönüştürmeden,iç dünyasını karşısındaki insana açarak,kendince korumacı politikaların esiri olmadan yol alması lazım.
Özgüveni olan,gelişen kadın bu durumların farkına varandır.Sahip olduğu her neyse bunun ekstra bir üstünlük sağlamayacağının,tahammül sınırlarının koşullara bağlı olmadığının,tartışma yaratmak,bağırıp çağırmak,çekip gitmek için cesaret kapısı olmaması gerektiğinin farkındadır.

Sahip olunan şeyler hayatı pozitiflemeye yönelik olmalıdır.Bir evde iki ayrı hayat yaratmaktan ziyade birleştirici bütünleştirici bir hayatı benimsemeye yönelik olmalıdır..Evliliğin bir hayat kurmanın da temelinde yatan iki kişinin hayatlarını birleştirip ortaya yepyeni bir hayat çıkarmalarıdır.Kişiler kendi hayatlarına aynen devam etme niyetindelerse bence evlilikten olabildiğince uzak durmalılar.Kimlik karmaşasına kapılıp,özgürlük savaşcısı gibi çırpınıp fikirleri çatıştırma hevesi,kişileri orta yoldan uzaklaştırıp farklı yollara ayıracaktır..

Bence kadınlar “DOĞA”nın dengesini unutmamalılar..Yaratılıştan gelen tüm farklılıkların bilincinde olmalılar..Bir erkek ile kadın ruhunun tonlamalarındaki farkı görebilmeliler.
Bunu yapabilen gelişen,gelişirken değişen kadındır.
İşte bu yüzden “değişen kadın mı,gelişen kadın mı?” sorusuna vereceğim cevap “Gelişen kadındır.”

zeki

Kişisel Gelişim & Psikoloji, Yaşam içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

8 Mart Dünya Kadınlar Günü

“Dünya Kadınlar Günü”…

8 Mart 1857’de Newyork’ta 40.000 dokuma işçisinin daha iyi çalışma koşulları elde etmek uğruna gerçekleştirdiği grevde,Polisin işçilere saldırarak fabrikaya kilitlemesi ve fabrika önünü barikatlandırmasından ötürü içeride çıkan yangından kaçamayan çoğu kadın 129 kişi yaşamını yitirmişti.

1857’de meydana gelen bu olay ancak 1910’da Kopenhag’daki bir kadınlar toplantısında yankı buldu. 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olması bu toplantıda karara bağlandı.

1960’lı yıllarda Amerika da bu günü desteklemeye başladı ve 1977’de Birleşmiş Milletler bugünü onayladı.Türkiye’de ise 1984’ten sonra düzenli olarak kutlanmaya başlandı.

Dünya Kadınlar Günü’nün oluşumu özetle bu..Bundan ziyade 2007 verileri korkutucu..Aşağıda okuyacağınız veriler wikipedia’dan alınmıştır.

• Kadınlara karşı şiddet dünyada en yaygın, ancak en az cezalandırılan suçtur.
• Tahminlere göre 113 ile 200 milyon arasında kadın demografik olarak “kayıp” (yok) görünmektedir. Ya doğar doğmaz öldürülmüşler (erkek çocuğun kız çocuğa tercih edilmesi) ya da erkek kardeşleri ve babalarıyla eşit derecede gıda ve tıbbi olanaklara ulaşamamışlardır.
• Fuhuşa zorlanan ya da bunun için satılan kadınların sayısı yılda 700.000 ila 4.000.000 arasındadır. Cinsel kölelik düzeninden elde edilen kazançlar yılda tahminen on iki milyar dolardır.
• Küresel olarak, on beş ile kırk beş yaş arası kadınlar, kanser, sıtma, trafik kazaları ve savaşlardan daha ziyade, erkek şiddetinin sonucu hayatını kaybetmekte veya sakatlanmaktadır.
• En az üç kadından biri dövülmüş, cinsel ilişkiye zorlanmış ya da hayatı boyunca başka türlü suistimal edilmiştir (tecavüz, kötü davranış). Genellikle, suistimal eden kişi aileden bir üye ya da kadının tanıdığı bir kimsedir. Ev içi şiddet, bölge, kültür, etnik köken, eğitim, sınıf ve din ne olursa olsun kadınlara karşı en yaygın suistimal şeklidir.
• Dinsel, kültürel vb. nedenlerle yılda iki milyondan fazla kız çocuğunun genital organlarına hasar verilmektedir . Bu oran, 15 saniyede bir kız çocuğudur.
• Sistematik tecavüz yeryüzündeki birçok çatışmada bir terör silahı olarak kullanılmaktadır. Ruanda soykırımı (1994) esnasında 250.000 ila 500.000 kadının tecavüze uğradığı tahmin edilmektedir.
• Araştırmalar, kadına karşı şiddet ile HIV virüsü arasında yükselen bağlantıyı göstermekte ve HIV bulaşmış kadınların daha fazla şiddete maruz kaldıklarını, şiddet kurbanlarının da HIV bulaşma risklerinin daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır.

Akılalmaz bir istatistik değil mi? Bu da şu demek oluyor ; ben bu yazıları yazarken yada siz bu yazıyı okurken onlarca kadın şiddet görüyor,tacize maruz kalıyor hatta hayatını kaybediyor.. O yüzden açıkçası bugünü laylaylay bir kutlama gününden ziyade dikkatleri çekmek için yapılacak etkinlikler ve başlatılmak istenen süreçler için girişim fırsatı olarak değerlendiriyorum..
Dünya Kadınlar Gününüz Kutlu Olsun(!)

zekiblogs

Önemli Günler, Siyaset, Yaşam içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , | Yorum bırakın